Ortağın şirket alacağı, ortağın şirkete borç para vermesi veya şirket adına kendi malvarlığından ödeme yapması sonucunda doğabilir. Fakat para transferinin yapılmış olması her zaman tek başına “ödünç” ilişkisini kanıtlamaz. Ödemenin sermaye borcu, sermaye avansı, gider karşılığı, pay devri bedeli ya da başka bir işlem olup olmadığı tartışılabilir. Bu nedenle ortağın şirket alacağı daha para gönderilirken doğru belge ve kayıt zinciriyle kurulmalıdır.
Ortağın şirket alacağı hangi hukuki ilişkiden doğar?
En yaygın ilişki tüketim ödüncü sözleşmesidir. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m. 386-392 kapsamında ortak belirli bir parayı şirkete verir, şirket de aynı miktarı kararlaştırılan zamanda geri ödemeyi üstlenir. Bunun yanında ortak, şirketin tedarikçisine veya bankasına doğrudan ödeme yapmış, şirket giderini kişisel kredi kartıyla karşılamış ya da şirket adına bir borcu kapatmış olabilir.
Her ödeme borç verme değildir. Henüz ödenmemiş sermaye taahhüdü bulunan ortağın şirkete aktardığı para sermaye borcuna mahsup edilebilir. “Sermaye avansı” olarak konulan tutarın iadesi de şirketler hukuku ve muhasebe kayıtları açısından farklı değerlendirilir. Ortaklar arasında pay devri için ödenen bedel ise kural olarak şirketin borcu olmaz. Belgenin başlığı değil, paranın gerçek amacı ve tarafların iradesi belirleyicidir.
Ortağın şirket alacağı için yazılı sözleşme gerekli mi?
Uyuşmazlık çıkmasını önleyen en güçlü adım yazılı ödünç sözleşmesidir. Sözleşmede taraflar, tutar ve para birimi, ödeme tarihi, banka hesabı, vade, faiz, temerrüt, geri ödeme yöntemi ve yetkili imzalar yer almalıdır. Şirket adına imza atan kişinin ticaret sicilindeki temsil düzenine uygun olması gerekir. Müşterek imza gereken şirkette tek imzalı kabul yazısı risklidir.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m. 200, kanundaki parasal sınırı aşan hukuki işlemlerde senetle ispat kuralı getirir. Bu nedenle “diğer ortaklar biliyordu” veya “çalışanlar parayı gördü” şeklindeki tanık anlatımlarına güvenmek doğru değildir. Tanık, yazılı delilin yerini her olayda doldurmaz.
Ortağın şirket alacağı banka dekontuyla ispatlanabilir mi?
Banka dekontu önemli delildir; ancak açıklama bölümü sonucu değiştirebilir. “Borç”, “ödünç”, “şirket finansmanı – geri ödemeli” gibi işlemin sebebini gösteren bir açıklama tercih edilmelidir. Açıklamasız havale, olayın özelliklerine göre mevcut bir borcun ödenmesi şeklinde yorumlanabilir. Para ortağın hesabından doğrudan şirket hesabına gönderilmelidir.
Şirket borcu üçüncü kişiye ödeniyorsa dekontla birlikte tedarikçi faturası, şirketin ödeme talimatı, yönetim organı kararı veya borcun şirkete ait olduğunu gösteren sözleşme saklanmalıdır. Kişisel kredi kartıyla yapılan harcamalarda da slip tek başına yeterli olmayabilir; fatura şirket adına düzenlenmeli ve harcamanın ticari amacı gösterilmelidir.
Ticari defter ve ortaklar cari hesabı yeterli midir?
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu m. 64-88 şirketin işlemlerini ve borç-alacak ilişkilerini açıkça gösteren ticari defterler tutmasını ve dayanak belgeleri saklamasını gerektirir. Muhasebede “ortaklara borçlar” veya “ortaklar cari hesabı” kaydı önemli olmakla birlikte kaydın hangi belgeye dayandığı da gösterilmelidir.
6100 sayılı Kanun m. 222 uyarınca ticari defterlerin sahibi lehine delil olabilmesi için usulüne uygun tutulması, gerekli onayların bulunması, kayıtların birbirini doğrulaması ve karşı tarafın defterleriyle çelişmemesi gibi şartlar aranır. Dayanak belgesi olmayan veya sonradan oluşturulduğu izlenimi veren tek taraflı kayıt güvenilir koruma sağlamaz.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, eski bir ortağın şirketin mali sıkışıklığı için şahsi para kullandığını ileri sürdüğü uyuşmazlıkta, ortaklar cari hesabındaki kaydın dayanak belgeleri sunulmadığında tek başına alacağı ispatlamayacağını kabul etmiştir. Başka bir güncel kararda ise ortağın şirkete verdiğini söylediği nakit ve kişisel kredi kartı harcamalarının yalnız belgeyle doğrulanabilen bölümü kabul edilmiştir. Bu kararlar, muhasebe kaydı ile dış belgenin birlikte bulunmasının önemini gösterir.
En güçlü ispat dosyasında hangi belgeler bulunur?
Sağlam bir dosya mümkün olduğunca şu belgeleri birlikte içerir:
- Yetkili şirket temsilcileri tarafından imzalanmış ödünç sözleşmesi,
- Yönetim kurulu veya müdürler kurulu kararı,
- Açıklamalı banka dekontu,
- Şirket adına düzenlenmiş fatura ve ödeme talimatı,
- Usulüne uygun ticari defter ve yevmiye kayıtları,
- Şirketin borcu kabul ettiği bakiye mutabakatı,
- Geri ödeme planı, kısmi ödeme belgeleri ve yazışmalar,
- Vade geldikten sonra gönderilmiş noter ihtarı.
Belge setinin ticaret ve şirketler hukuku ile muhasebe kurallarına birlikte uygun hazırlanması gerekir. Ortak aynı zamanda şirket yöneticisiyse çıkar çatışması ve temsil kuralları ayrıca incelenmelidir.
Faiz ve geri ödeme zamanı nasıl belirlenir?
Vade ve faiz sözleşmede açıkça yazılmalıdır. Ticari nitelikteki ödünçlerde faiz konusunda özel hükümler bulunur; faiz oranı, dönem ve hesap yöntemi belirsiz bırakılmamalıdır. Vergisel sonuçlar da mali müşavirle önceden değerlendirilmelidir.
Geri ödeme günü veya bildirim süresi kararlaştırılmamış ve borcun ilk talepte muaccel olacağı yazılmamışsa, 6098 sayılı Kanun özel bir bekleme süresi öngörür. Bu yüzden ihtarın tarihi ve tebliği önem taşır. Belirsiz vadeli ilişkide doğrudan takip başlatmak yerine muacceliyet şartı kontrol edilmelidir.
Şirket ödeme yapmazsa hangi yol izlenir?
Önce sözleşme, dekont, defter ve mutabakatlar toplanarak alacak hesabı çıkarılır. Noter ihtarıyla anapara, faiz, vade ve ödeme hesabı açıkça bildirilir. Ödeme olmazsa ilamsız icra takibi veya doğrudan alacak davası gündeme gelebilir. Şirket itiraz ederse itirazın iptali veya kaldırılması yollarından hangisinin uygun olduğu belgelere göre belirlenir.
Yetkili mahkeme, arabuluculuk dava şartı, zamanaşımı, faiz başlangıcı ve şirketin mali durumu baştan incelenmelidir. Dava birkaç celsede sonuçlanabileceği gibi defterlerin getirilmesi, banka kayıtları ve bilirkişi incelemesi nedeniyle uzayabilir. Maliyet; harç, arabuluculuk, bilirkişi ve vekâlet giderlerine göre değişir.
Sık yapılan hatalar nelerdir?
Elden nakit vermek, dekonta açıklama yazmamak, yetkisiz kişiden imza almak, harcama faturalarını şirket adına düzenletmemek ve muhasebe kaydını yıllar sonra oluşturmak başlıca hatalardır. Pay devri sırasında “tarafların başka alacağı yoktur” gibi genel ibra hükümlerinin kişisel alacağı da sona erdirip erdirmediği kontrol edilmelidir.
Kişisel hesap ile şirket hesabının sürekli karşılıklı kullanılması da ispatı güçleştirir. Çok sayıda açıklamasız transfer olduğunda hangi ödemenin yeni borç, geri ödeme veya mahsup olduğu ayrılamaz. Düzenli bakiye mutabakatı yapılması, şirket yetkilisinin her dönem sonunda borç tutarını yazılı olarak doğrulaması ve kısmi ödemelerde hangi borcun kapandığının belirtilmesi bu belirsizliği azaltır.
Sıkça Sorulan Sorular
Şirket bilançosunda borç görünmesi tek başına yeterli mi?
Her zaman değil. Kayıt önemli bir delildir fakat dayanak sözleşme, banka hareketi ve usulüne uygun defterlerle desteklenmesi gerekir.
Ortağın şirkete elden verdiği para geri alınabilir mi?
Alacağın varlığı başka hukuka uygun delillerle kanıtlanabilirse mümkündür; ancak yüksek tutarlı elden ödemelerde yazılı ispat sorunu ciddi risk yaratır.
Açıklamasız banka havalesi borç verdiğimi kanıtlar mı?
Tek başına kesin sonuç sağlamaz. Havalenin amacı sözleşme, yazışma, şirket kabulü ve muhasebe belgeleriyle açıklanmalıdır.
Ortaklıktan ayrılınca alacak sona erer mi?
Kişisel ödünç alacağı kural olarak pay sahipliğinden ayrıdır. Ancak pay devir sözleşmesindeki ibra, mahsup ve hesap kapatma hükümleri dikkatle incelenmelidir.
Bu içerik Türk hukukuna ilişkin genel bilgidir ve hukuki tavsiye değildir. Somut alacak için belgeler, şirket temsil düzeni ve muhasebe kayıtları birlikte değerlendirilmelidir.